Translate

16 Kasım 2018 Cuma

"İstersen çayın buğusunda bulursun 'sensin günaydın'ı.." Günaydın o zaman.. Günaydın yaşamak..


"Yendim veya yenildim belki ama girdiğim savaşların hepsinden güzel kalarak çıktım.."


"Hikâyelerimiz herkese anlatmak için değildir." Mükemmel Olmamanın Hediyeleri-Olmanız Gerektiğini Düşündüğünüz Kişiyi Bırakın, Olduğunuz Kişiyi Kucaklayın/Brene Brown

*En sevdiğim kısımlardan biri ise "Cesaret" ve "Merhamet" irdelenmesi oldu.Mesela diyor ki;" Merhamet geliştirme konusunda deneyimimizin bütünlüğünden —acımızın, empatimizin yanı sıra acımasızlığımız ve korkumuzdan— ilham alırız. Bu şekilde olmak zorundadır. Merhamet şifacıyla yaralı arasındaki bir ilişki değildir. Denkler arasındakı bir ilişkidir. Ancak kendi karanlığımızı iyi tanıdığımızda başkalarının karanlığıyla olabiliriz. Merhamet, ortak insanlığımızı fark ettiğimiz zaman gerçek olur."Ne kadar üzerinde düşünülesi değil mi?

** Cesaret (courage) kelimesinin kökü cor’dur; kalp kelimesinin Latince karşılığı. En eski yapılarından bir tanesinde cesaret kelimesi bugün sahip olduğundan çok farklı bir tanıma sahipti. Cesaret esas anlamıyla “kalbindeki her şeyi anlatarak aklından geçeni söylemek” demekti. Zaman içinde bu tanım değişti ve bugün cesaret daha çok kahramanlıkla eşanlamlıdır. Sıradan cesaret savunmasızlığımızı tehlikeye atmakla ilgilidir. Cesaret kelimesinde olduğu gibi merhamet kelimesinin kökenine bakarsak, merhametin neden genellikle acıya ilk yanıtımız olmadığını görürüz Merhamet (compassion) kelimesi Latince kelimeler pati ve cum’dan gelir, “birlikte acı çekmek” anlamını taşır.

Peer:Tek bir şey soracağım.Ne demek bu 'kendin olmak'? Dökmeci:Kendin olmak demek kendini yok etmek demek.Anladın mı?Anlamadın!!! Peer Gynt/Henrik İbsen

*Yukarıda ki alıntı yine Afife kitabından. Norveçli oyun yazarı İbsen ünlü oyunu Peer Gynt'ı yazarken eski bir masal kahramanından esinlenmiş.

"Bir bahar akşamı rastladım size Sevinçli bir telaş içindeydiniz.." Beste: Selahattin Pınar Güfte: Fuat Edip Baksı

* Afife Jale için bestelendiğini öğrendiğim ilk şarkı..malesef ilişkilerinin hüzünle nasıl ilerlediğini Pınar'ın bestelediği diğer şarkıların sözlerinden anlıyorsunuz. Yemek bile yemeden kitabı tamamladım. Elbette sonunu bildiğim bir hayat öyküsü ama neden diye sordum defalarca kendime neden bir insan, böylesine bir yetenek kendisine bunu yapar?Bir kadın olarak en zor adımı atmış ondan sonra gelenlere kapı açmış bu büyük oyuncunun hazin sonunda Cahide Sonku'yu gördüm sanki. Kitabın bir yerinde Cahide'nin ilk parladığı Afife Jale'nin de genç yaşında unutulmuş bir köşede bu parlamaya tanık olduğu sahne var..ne tuhaf sonlarının aynı olacağını bilemeden..(

**Kitaptan aktarılacak çok ama çok alıntı var ama okumayanlara haksızlık olmasın. Yalnız beni derinden etkileyen küçük bir not daha. (1920 lerin sonu ve 30 ların başında hangi yıl anımsamadım şimdi) Muhsin Ertuğrulun Darulbedayi için hazırladığı kış tiyatrosu programında yer alan oyunlar:Schiller'den Haydutlar, Gogol'dan Müfettiş, İbsen'den Bir bebek evi, Shakespeare'den Othello..ve açılış oyunu da The Trial Of Mary Dugan. Broadway veya Londra tiyatrosu değil düşünebiliyor musunuz? Recep İvedik'in film, basit bulvar oyunlarının tiyatro kabul edildiği günümüzde söylenecek şey çok ama içimden gelmiyor. Atatürk'ün her şey olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız sözünü kendisi için zikrettiği Muhsin Ertuğrul ve sanatçıların en büyük korkularının unutulmak olduğunu bir kez daha anladığım bu kitapla unutulmadığını ruhunun bilmesini dilediğim Afife Jale'yi ve diğer tüm sanatçılarımızı saygıyla anıyorum..

"Nereden aldığınız değil, nereye götürdüğünüz önemlidir.." Jean-Luc Godard

*Candide (Voltaire eseri) Matmazel Künegond’un aşkı için güzel bir şatodan kovulur. Avrupa’da engizisyon zulmüne uğrar. Amerika’yı bir uçtan bir uca yaya olarak dolaşır. Güzel Eldorado ülkesinden aldığı büyülü kızıl koyunların hepsini yitirir. Ve sonunda der ki: Olabilecek dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlanmıştır öyle ya, bütün bu acılara katlanmasaydım bugün burada mutlu olamazdım.Bu da bir bakış açısı elbette. Bir şeylerin zorluğunu çekerek inşa etmek oluşturmak. Ama ben hayatımızda bazı şeylerin Cotton-reel gibi olduğunu düşünüyorum. Cotton-reel: Kelime olarak karşılığı iplik makarası demek. (Freud bu kavramı çocuk analizinde çocuğun annesinin varlığı ve yokluğu üzerindeki kontrolünü sembolize eden bir oyun olarak kullanır.) Bazı metinlerde “Fort Da” oyunu olarak da geçer. Çocuk iplik bağlanmış makarayı tutarken “gitti (Almanca’da Fort)” diye bağırarak makarayı fırlatır ve “burada (Almanca’da Da)” diye bağırarak makarayı ipinden geri çeker. Bazı şeylerin gerçekten oluşup oluşmadığından emin miyiz?Kendimizce bir oyunda mıyız? Hatta daha da ilerletirsek; Derrida'nın bu oyun (fort-da) ve Heidegger'in Dasein terimini birleştirerek oluşturduğu : Fort-da-sein olabilir mi gelinen nokta. Hem yerde hem de hiçbir yerde olmayan..

"Gerçek, ancak onu işitmek isteyene söylenmeli.." Mutlu Yaşama Dair - Seneca

*Ve sanırım o gerçeği koruyabilene de..Sub rosa dictum. “Gülün altında söylenen şey” olarak Türkçeleştirilebilecek bu latince deyim “aramızda kalsın” anlamında kullanılırmış. Beyaz gül, suskunluğun ve ketumluğun sembolü olmuş. Bir odada itiraf mahiyetli veya çok samimi bir konuşma yapılacaksa etrafa beyaz güller konulurmuş..