Translate

13 Ocak 2018 Cumartesi

İKİMİZ

-Öyleyse siz ikiniz...Neyi paylaşıyorsunuz?
-Konuşmadan anlaşmanın huzurunu.
Sinestezya, Jeffrey Moore

*
Kitapta sinestezik ünlüler de belirtilmiş. Liszt, Rimsky-Korsakov ve Scriabin Baudelaire, Rimbaud ve bir çoğu. İki ayrı sinestezik aynı ses renklerini görmüyormuş. Örneğin Fa Majör Rimsky Korsakov için yeşil iken, Scriabin içinse mor muş. 'Une saison en enfer, Delires II: Alchimle du Verbe' adlı kitabında , 'Sesli harflerin renklerini keşfettim!' - A siyah, E beyaz, I kırmızı, O mavi, U yeşil - ve sessiz harfin şekli ve hareketiyle ilgili kurallar oluşturdum." diyen Rimbaud'nun sinestezisi diğerlerinden oldukça farklıymış.

**Sinestezi" kavramını ilk Adam Fawer'in "Empati " romanında öğrenmiştim. Jeffrey Moore'un "Sinestezya" kitabı ise sinestezik Noel Burun'un günlüklerinden oluşuyor. Sinestezi, algılamada duyuların birleşmesi anlamına geliyor. Sinestezikler gerçeği, farklı duyusal algılamaları birbiriyle karıştırarak görür. Kimi için 'E' harfi yeşildir örneğin. Bazısına göre 'R' nin tiz bir sesi vardır ya da '5' rakamı sarı renktir ve 'Fa' notası çikolata tadındadır. Bazı araştırmacılar tarafından 'hastalık' olarak kabul edilen Sinestezi, bazılarına göre mucize, hatta mistik bir insan yeteneğidir. İşin ilginç yanı, sinestezikler çoğu zaman farklılıklarının farkında bile değildir.

"Bazen insanlarla konuşurken keşke bir şifre çözücüm olsaydı diyorum...." Sinestezya, Jeffrey Moore


AMARANT

"Zambak bir ya da iki hafta yaşar,
Gül yağmurda çamurda ezilir gider.
Oysa Amarant sonsuza dek yaşar,
Tıpkı bir annenin sevgisi gibi.."
Noel Burun, yaş 8
Sinestezya, Jeffrey Moore

"Kimse düşerek bir yerini incitmemiştir, asıl zararı veren sondaki durma anıdır." Sinestezya, Jeffrey Moore

*''...hayatla baş edebilmek için fazla melankolik, aşırı üüzgün görünüyor. Sanırım gördüğüm en hüzünlü insan o.'Üzgün' kelimesi bile onu anlatmakta yetersiz kalıyor. İçinde bir yerlerde kırılmış,tamamen tuz buz olmuş, ezilmiş bir şeyler var.''
''Bütün dahiler öyledir. Onlar mekanizmanın kusurlarını, ölümcül hatalarını görür.'

**"Hangisinin önce olduğunu söylemek güç.İnsan bir şeyleri unutamadığı, akıl süzgecinden doğru geçiremediği ve hazmedemediği için mi depresyona girer, yoksa depresyonda olduğu için mi doğru süzemez ve hazmedemez."

"Şiir tek kişilik bir mutluluk, yalnızlığın sanatı, saltanatıdır.'' Sinestezya, Jeffrey Moore

*"...Doğanın bir harikasıdır, neredeyse gayri insani eidetik güçleri olan psikomnemonik bir mucizedir."

Sinestezya, Jeffrey Moore

**Eidetik bellek adı da verilen fotoğrafik hafızaya sahip kişiler resimleri, nesneleri ve sesleri neredeyse yüzde 100 hatırlayabiliyor.

****psikomnemonik hatırlama teknikleri. Psikoloji kitaplarına baktığımızda, "görsel hatırlatıcılar yada çağrıştırıcılar" olarak geçmektedir. Hafıza teknikleri, mnemoniks tekninklerdir ve bu terim Eski Yunan’da bellek tanrıçası olarak bilinen "Mnemosyne"den gelmektedir.

LENİNGRAD SENFONİSİ/7.SENFONİ

"Bayanlar/Baylar birkaç dakika içinde, Dmitri Şostakoviç’in ‘Yedinci Senfoni’sini duyacaksınız."

*Bir şehre hayat veren, umut veren an bu sözlerle başlar..1703'te Rus Çarı Petro tarafından kurulan ve Rus Devrimi'nden sonra Leningrad ismini alan St. Petesburg II. Dünya Savaşında 900 gün boyunca almanlar tarafından kuşatılmıştır.Hitler, Leningrad'ın düşeceğinden çok emindir hatta gün bile vermiştir: "9 Ağustos" Leningrad kuşatılmaya başlandığında, çok zayıf ve hasta olduğu için askere alınmayan besteci Şostakoviç itfaiyede görev almış ve kendisi için artık bir müzk esri değil ölüm kalım meselesi, şehrin direniş simgesi olacak Leningrad senfonisini de bestelemeye başlamıştı.Almanlar nasıl tarih vererek kenti alacaklarını ilan ediyorlarsa, O da bu eseri kentin meydanında çalarak kenti asla terk etmeyeceklerini dünyaya göstermek istiyordu.Nihayet büyük gün geldi:9 ağostos.Eser seslendirilirken bomba sesleri engel olmasın diye, Kızıl Ordu önce Alman siperlerini bir buçuk saat süreyle dövdü.Sanatçılar hasta, yaralı ve eldivenli elleriyle şehrin meydanında senfoniyi icra ettiler ve o gün Almanlar Leningrad'ı işgal edemediler..sonra da..Bu senfoninin hikayesini okuduğumda o kadar çok etkilendim ki bir kere daha anladım ; bazen müzik sadece müzik değil, bazen sanat sadece sanat değil; Umut adına her şey..

AĞAÇ OLSAM..

"İnsan değil de ağaç olsam
dallarımın arasından rüzgar esse
mevsimleri yaşasam...
köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam.
kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar...
gövdeme bir insan yaslanıp uyusa...
ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam..."
ERKAN OĞUR

*Ağaç kucaklayan tabiri" 1730' da, Hindistan' da gerçekleşen olay üzerine ortaya atılmış.363 kişi ağaçların kesimine engel olmak istemiş ama öldürülmüşlerdir. Fakat ölümleri boşa gitmemiş "ağaç kesimini yasaklayan" bir kanun çıkmasına neden olmuşlar. Şimdilerde ise aşağılamak en azından küçümsemek için kullanılıyor bu tabir. (Tree hugger: Ağaçları, hayvanları ve genel olarak doğal hayatı kirlenme ve diğer tehditlerden korumayı kendine fazla dert edindiği için aptalca veya sinir bozucu olarak görülen kimse.)Oysa bizim kültürümüzde ağaç değer verilen bir kavramdır hatta kayın ağacını düşündüğümüzde kutsaldır.Kadın kelimesi olarak doğurganlığı da simgelediği gibi Tanrı ile insan arasında aracılık yaptığı düşünülürmüş.Hayat ağacı denilerek dilek dilenmesi, bez, çaput bağlanması da bundanmış ve elbette pek çok hadiste cennette varlığından söz edilen Tuba ağacı da bir başka kutsallık atfedilen ağaç.