“Sevdiği adamı öldürdüler,onunla el ele giderken.Saçlarını yolmadı,bağırmadı,ölüye yapışmadı,hafif sesle sormadı, daha ne yaşanır diye.Cenaze töreninde siyah giyinmedi,baygınlıklar geçirmedi,tabutun üstünde çığlıklarla ağlamadı,yaşamından dert yanmadı,katile saldırmadı.Merasimde kimseye dayanmadı,başörtüsü taşımadı,iç geçirmedi…Tabut toprağa indirildi:çığlıklar atmadı,mezarın üstüne yığılmaya çabalamadı,çığlıklarla ağlamadı,elbiselerini yırtmadı,baygınlık geçirmedi.öbürgün yatak başında beklemedi,herşeyim bitti demedi,dert yanmadı, on yıl daha yaşlandım diye,ölmek için bağırmadı.Ama, acıdan rol yapmaya alışmış kişiler,sandılar ki: Bu kadının kalbi yok…”
“Hiçbir zaman geleneğe uyum sağlamak için hareket etmedim, sürekli olarak kendi vicdanımla uygunluk içinde hareket ettim.” (Cacucci, sayfa 20)
“Benim için sen busun Edward -diğerleri benim için hangi anlama sahip olursa olsun- benim için sen busun. Yalnızca şu var ki sen kızdın ve bana olan inancını yitirdin. Fakat ben o inancı hiç yitirmedim. Çünkü ben bizim hepimiz için varoluşun çok çeşitli olanaklarını kabul ediyorum ve sürekli değişen hayatla onun donmuş kalmış ve hayatı dondurmaya çalışan biçimleri arasındaki trajik catışmayı görüyorum.”
“Hiç şüphesiz bu yazdığım mektup, hayatımda yazdığım en zor, en acı veren en korkunç mektuptur. Yazmadan önce uzun süre bekledim, herşeyden önce sana söyleyeceğim konusunda tam emin olmak istiyordum ve ikincisi, başından itibaren senin üzerinde nasıl kötü bir etkisi olacağını bildiğimden.(…)
Fakat sana söyleyeceğimi söyleme zamanı geldi: Başka bir adamı seviyorum: Ben onu seviyorum, o da beni ve bu sevgi, hiçbir zaman olmayacağını sandığım bir şeyi mümkün kıldı: Seni sevmeye son vermeyi. (…)
Sonuç olarak sana, karşı karşıya kaldığım korkunç çıkmaza yol açan acıları anlatabilirdim. Herşeyi, öncelikle seni (seni kesinlikle kırmayacaktır) düşündüm. Bundan daha fazla bunun senin devrimci faaliyetlerin üzerindeki sonucunu düşündüm. Bu benim en büyük, sana karşı olandan da daha büyük endişemdi. Artık, benim dava için kısmi yararlılığımın -seninle ya da bir başkasıyla burada ya da bir başka yerde- zarar vermeyeceği sonucuna vardım, zira dava için çalışma benim için ne bir refleks ne de bir devrimciyi sevmemin sonucudur, tersine bendeki derin bir inancın sonucudur. Bu açıdan sana, Xavier çok şey borçluyum! Sen, benim gözlerimi açansın; sen bana, eski inançlarımın kaybolmakta olduğu anda yardım edensin. Senin tüm yardımlarını bu şekilde ödemek – ne kadar korkunç bir şey Xavier! Senin güçlü olduğunu ve sana verdiğim acıyı aşabileceğini düşünmek beni yalnızca biraz olsun teselli etmektedir.” (Barkhausen, sayfa 186-187)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.