Translate

10 Temmuz 2013 Çarşamba

KURTULUŞU BİR BAŞKASINDA GÖRMEK,YIKILMANIN EN GÜVENLİ YOLUDUR..

Simone de Beauvoir & Jean Paul Sartre

".....Sartre’la karşılaştığım zaman, her şeyi kazandığıma inanmıştım. Onun yanında benim kendimi gerçekleştirmem başarısızlığa uğrayamazdı. Şimdi kendi kendime şunu söylüyorum: Kurtuluşu bir başkasında görmek, yıkılmanın en güvenli yoludur”

Simone de Beauvoir, 20. yüzyılın en önemli filozoflarından, oyun yazarlarından biri. Meşhur “İkinci Cins” kitabının yazarı, modern kadın hareketinin annesi. Onlarca kitabına, edebiyat ödülüne, kadın hareketindeki öncü rolüne, Cezayir bağımsızlık hareketi için verdiği entellektüel çabalar sayesinde kazanılan başarılara bakmış ve : “Hayatımdaki en büyük başarım Sartre ile olan ilişkimdir.”demiştir.
Beauoir ve Sartre, Varoluşçuluk felsefesinin lideridir. İnandıkları, söyledikleri toplumu derinden sarsmaya yetecekken, bir de aşkları vardır gündemde.Tanışmaları Sorbonne’da felsefe okudukları döneme rastlar. Mezuniyet sınaviında Sartre birinci olur, de Beauvoir ikinci. Ama okuldaki herkes Simone’un daha iyi bir filozof olduğunu söylemektedir ve 21 yaşında, bu sınavı o güne kadar vermeyi başaranların en genç kişidir.”İşte 1929′da böyle başladı ömürleri boyunca sürecek ilişkileri. 1981′de Sartre’ın ölümüne kadar sürdü. De Beauvoir da, Sartre’dan sonra fazla yaşamadı.

Çoğu zaman dayanılması çok güç olan birbirlerine karşı dürüstlük ilkesi, ilişkilerinin yaşayan ve değişen organizması hem felsefi, hem de kurgusal yazılarını şekillendirdi. Bu yüzdendir ki bu ilişki en azından 20. yüzyılın en büyük aşkıdır. İki büyük düşünürün ürünlerini var etmelerini sağlayan koşul olmuştur bu ilişki.

“Bir şey Sartre için önemli diyorsam, benim için de önemlidir.”

“Ayrılığımız çok uzun mu sürecek? Olsun, üç yıl sonra bile aynı olacağız, yalnız bu süre içinde gerçek bir hayatım olmayacak. Bu, yalnız bir bekleyişten ibaret olacak, Sizi bekleyişten.” (Sartre’ın hapis yıllarında yazdığı mektuplardan)

“Bana uzun uzadıya yazın, çünkü bütün mutluluğum mektuplarınız.”

“İnsanla insan arasındaki en dolaysız, en doğal, en gerekli ilinti, kadınla erkek arasındaki ilintidir” der Marx. ‘insanoğlunun kendini türsel bir varlık, yani insan olarak anlama derecesi işte bu ilintiye bakılarak ölçülür; kadınla -erkek arasındaki ilinti, insanoğulları arasındaki ilintilerin en doğalıdır. Bu yüzden de, insanoğlunun davranışlarının ne denli insanîleştiği ya da insanî varlığın ne denli doğallaştığı, insanî yaradılışının ne ölçüde kendi yapısı haline geldiği en iyi işte bu ilintide görülür.’

“Bir gün bana beyaz bir sayfa üstüne sözcükler atmanın onun için ne denli kolay, ne denli güç olduğunu anlatmaya çalıştı. Gerekli olan dedi bana, boşluğa güven duymak.”

“Hepimiz için aynı olan bu ölümü herkes tek başına karşılıyor. Yaşam açısından birlikte ölünebilir; ama ölmek, birlikte sözcüğünün artık bir anlam taşımadığı bir dünyaya kaymaktır. Dünyada en çok istediğim şey, sevdiğimle birlikte ölmekti, ama cesetlerimiz yan yana yatsa bile, bu yalnızca bir aldatmaca olacaktı; hiçlikten hiçliğe bir bağ yoktur.”

Simone de Beauvoir kadınlık kavramını üçe ayırarak açıklar okurlarına:
1) “Dişi”liğini öne çıkaran kadın;
2) “Özgür”lüğü başat görünüm almış olan kadın;
3) “Çağdaş” oluşu ön planda görülen kadın…
Dişiliğini öne çıkaran kadın, kendini edilgen bir av durumuna getirerek erkeği de bedensel edilgenliğe indirgemek ister; erkeği tuzağa düşürmek için kendi bedenini kullanır. Özgür kadın ise, etkin olmak, erkeğin kendisine yakıştırdığı edilgenliğe karşı çıkmak eğilimindedir. Çağdaş kadına gelince; o, erkek değerlerini kabul eder, erkekler gibi düşündüğünü, etkinlikte bulunduğunu, çalıştığını, yarattığını öne sürer, erkekle eşit düzeyde olmayı benimser…
Simone de Beauvoir, kadın kavramını açıklarken yaptığı bölümlemede ele aldığı bütün özellikleri kişiliğinde toplamıştır; yapıtlarında, mektuplarında, yaşama biçiminde, sonsuz sevgisinde açık açık görülür bu. O; çağdaş bir kadın olduğu ölçüde “dişi”dir de, “özgür”dür de…

Erişilmez sonsuz sevgi; masallarda gördüğümüz kavuşamayan, birbirini hiç tanımamış, tanıyamamış bireyler arasındaki imgelerle abartılmış; aslında hiç yaşanmamış sevgi değildir. Bu; bütün kadınlığını, özgürlüğünü, çağdaşlığını ve dişiliğini ayrıntılarıyla yaşayarak yaratılan bir sevgidir. Yüreklilikle’, hiç gizlemeden, açıkça yaşayarak, kafasını da kullanarak yaratılan bir sevgi…İnsanın kendi istenciyle kendini yaratması gibi bir şey bu sevgi. Anlamsız “yazgı”ya boyun eğmeden istencini kullanarak yaşamak…Simone de Beauvoir’ın Jean Paul Sartre’la arkadaşlığı; dayanışmanın, ülküdaşliğin örnek bir görünümüdür. “

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.